İrab'a Giriş

,

|

أحمد يوسف avatarı

“Başka kelimelerle ilişkisi olmayan kelime, yalnızca boş bir ses birleşimidir. Bir kelimenin biçimini tek başına anlamak mümkün değildir. Onu anlamak için sözlük anlamını ve dil bilgisel bağlamını dikkate almak gerekir.”

Aleksandr Potebnya, 1835-1891, Rus-Ukraynalı dil bilimci.

Dili bir mimari yapıya benzetebiliriz. Tuğla ve beton yığmak, tek başına bir bina oluşturmaz. Bunun için mesafeleri ve açıları düzenleyen bir mühendislik planı gerekir. Aynı şekilde dağınık kelimeleri yan yana dizmek de tek başına anlam oluşturmaz. Kelimeler arasındaki ilişkileri düzenleyen ve görevlerini belirleyen sağlam bir yapı gerekir. Bu dilsel yapı nahivdir.

İnsan dilleri bazı temel konularda birleşir. Mesela özne ile nesneyi ayırır. Zamanı ve sayıyı gösterir. Fakat diller bu ilişkileri kodlama biçiminde ciddi şekilde farklılaşır. İngilizce gibi dillerde biçimsel kodlama zayıftır. Bu yüzden anlam çoğu zaman değişmez bir kelime sırasına bırakılır. Bu sıra genellikle SVO’dur: özne, fiil, nesne. Rusça ve Türkçe gibi dillerde ise hâl sistemi daha belirgindir. Kelimelerin biçimleri değişir. Sonlarına ekler gelir. Bu ekler özneyi nesneden ayırmaya ve kelimenin cümledeki görevini göstermeye yardım eder.

Arapçada bu ince mimari sistem “i‘rab ve bina” olgusunda görünür. Arapçanın dilsel incelemesi iki ana düzeye ayrılır. Birincisi sarftır, yani biçimbilimdir. Sarf, kelimenin yapısıyla ve türetme kalıplarıyla ilgilenir. Mesela aynı kökten “kâtib” ve “mektûb” gibi kelimelerin türemesi buna örnektir. İkincisi nahivdir, yani sözdizimidir. Nahiv, kelimelerin cümle içindeki sırasını ve ilişkilerini inceler. Arap nahvi özellikle kelime sonlarına odaklanır. Bu açıdan kelimeler iki sınıfa ayrılır. Birincisi mebnî kelimedir. Mebnî kelime, cümledeki yerine bakılmadan tek biçimde kalır. İkincisi mu‘rab kelimedir. Mu‘rab kelimenin sonu, dil bilgisel görevine göre değişir. Buradan i‘rabın önemi ortaya çıkar. İ‘rab, cümlenin parçaları arasındaki ilişkileri gösteren bir işaret sistemidir. Özneyi nesneden ayırır. Bu yüzden anlamı belirlemede temel bir araçtır.

İrab Nedir

İ‘rab, kelimelerin sonunda görünen harekelerden ibaret değildir. İ‘rab, anlamı ortaya çıkarmayı amaçlayan bir kodlama sistemidir. İ‘rab harekesi, kelimenin görevini belirleyen sebep değildir. O yalnızca bir işaret ve aynadır. Mesela “el-beytu” kelimesini damme ref etmiş değildir. Kelime, onu hakkında haber verilen merkez hâline getiren bir etkene bağlı olarak ref durumuna girmiştir. Yani mübteda veya fail olmuştur. Eğer kelimenin yeri değişir ve başka bir etkenin etkisine girerse, fiilden etkilenen şey olur. Bu durumda “el-beyte” şeklinde fetha ortaya çıkar. Fetha bu yeni görevin sebebi değildir. Onun sonucu ve işaretidir.

“İ‘rab, anlamları lafızlarla açık hâle getirmektir.”

İbn Cinnî, el-Hasâis.

Bu yüzden harekeler, anlam ile söz arasındaki köprüdür.

Örnek

Tek bir harekenin değişmesiyle anlamın nasıl tamamen değiştiğine bakın:

Cümleİ‘rab durumuAnlam
ما أَحْسَنَ زَيْداً!/ Mâ ahsene Zeyden!Nasb durumuÜnlem: Zeyd ne kadar da güzel/iyi!
ما أَحْسَنَ زَيْدٌ./Mâ ahsene Zeydun.Ref, yani ad durumu / NominativeOlumsuzluk: Zeyd iyi etmedi.

İlk cümlede ünlem/taaccüb tonu taşıyor, ikinci cümlede ise “Zeydun” faildir.

Dünya Dillerine Karşılaştırmalı Bir Bakış

Bütün diller, cümledeki ögelerin görevlerini ayırmak için bir mekanizmaya ihtiyaç duyar. Kim özne? Fiilden kim etkileniyor? Bazı diller bunu kelime sırasıyla yapar. İngilizce buna örnektir. Bazıları eklerle yapar. Türkçe buna örnektir. Bazıları ise kelime sonlarını değiştirir. Arapça ve Rusça buna örnektir.

Dilİfade mekanizmasıHâl sayısıNotlar
Arapçaİrab harekeleri ve harfleriİsimlerde 3/ fiillerde 3Her hâl geniş bir anlam alanını kapsar.
TürkçeSon ekler6 halEklere dayanan oldukça düzenli bit sistem
RusçaÇekim6 hal/padejCinsiyet, sayı ve canlılık durumundan etkilenir.
İngilizceKelime sırası ve edatlarNeredeyse yokDaha çok zamirlerde görülür: I / Me / My.

3. Arapçada Dört İ‘rab Hâli

  1. Ref (isim hali):   Merkezilik ve varlık/oluş durumu: İsmin, sözün odağı ve müsnedün ileyh (hükmün kendisine dayandırıldığı ana öge) olduğu durumdur.
  2. Nasb (-i hali):   etki ve dönüşüm durumu: Bu durumda isim bağımsızlığından sıyrılarak fiilin etki alanına girer.
  3. Cerr:   İyelik ve ilişki: İsmin bir harf-i cer veya izafet (tamlama) vasıtasıyla başka bir ögeye bağlanmasıdır.
  4. Cezm: Kesmek anlamına gelir. Kesinti ve durma (Interruption) durumudur; burada muzari fiilin akışı belirli bir amaç doğrultusunda (olumsuzluk, şart, yasaklama) kesintiye uğrar.    

Hâllein Detayları1

Ref - Merkezilik ve İsnat Alanı

Ref, ismin yalın durumudur ve üzerine nasb ya da cer edici bir âmil (etken) gelmediği sürece bu hal üzere kalır. Merfuat (ref durumundaki ögeler) birkaç ana başlığa ayrılır:

  • Naib-i Fail (Sözde Özne) Edilgen çatısındaki fail atılır, mefulün bih (nesne) onun yerine geçerek ref durumunu alır. Örneğin: (فُتِحَ الْبَابُ) cümlesindeki “el-Bâbu” merfu bir naib-i faildir.   
  • Mübteda ve Haber İsim cümlesinde her iki taraf da merfu olur; mübteda kendisinden bahsedilen (özne), haber ise onun hakkında bilgi veren (yüklem) ögedir. Örneğin: (الْعِلْمُ نُورٌ) cümlesindeki hem özne hem yüklem ref durumunda    
  • Kâne ve Kardeşlerinin İsmi (öznesi) Bu nakıs fiiller isim cümlesinin başına gelerek mübtedayı kendilerine isim yapar ve onu ref durumunda bırakırlar, haberi ise nasb ederler   
  • İnne ve Kardeşlerinin Haberi (yüklemi): Bu harfler ise aksine mübtedayı nasb eder, haberi ise ref durumuna getirir.   
  • Tevabi (Tabi Olanlar): Sıfat, tekit, bedel veya matuf gibi kategoriler, fark etmeksizin, irabda merfu bir ismi takip eden her isimdir. Tevabi yapısal olarak her zaman merfu değil, tabi olduğu kelimenin irab halini kopyalar. Bir özne'nin sıfatı merfu iken, bir nesnenin sıfatı mansub olacak.    

Nasb — Etki Alanı

Mansub isim, fiilin etki alanında yer alan veya eylemin koşullarını ve ayrıntılarını belirleyen isimdir; bu bölüm birçok kategoriyi kapsar:

  • Mefulün Bih (Nesne): Fiilin doğrudan üzerinde gerçekleştiği isimdir.
  • Meful-ü Mutlak: Fiili tekit etmek veya niteliğini açıklamak için getirilen mastardır. Örnek: (Darabtuhu darbeten hafîfeten) "Ona hafif bir vuruşla vurdum" — burada "darbeten" (bir vuruş), fiilin türünü niteleyen mansub bir meful-ü mutlaktır.
  • Mefulün Fîh (Zarf) Zaman ve mekân zarfları; fiilin zaman veya mekân çerçevesini belirler Örnek: (Celestu emâmeke) "Önünde oturdum" ve (Ci'tu sabâhan) "Sabah geldim".
  • Mefulün Lieclih (Amaç Tümleci): Fiilin hangi saikle gerçekleştiğini ortaya koyar. Örnek: (Ci'tu taleben li'l-ilmi) "İlim talep etmek için geldim"— burada "taleben" (talep ederek), "Neden geldin?" sorusuna cevap verir.
  • Mefulün Maah: Beraberlik anlamını belirtmek için zikredilen mansub isimdir; "mea" anlamı taşıyan bir vav'dan sonra gelir. Örnek: (Sirtu ve'n-nehra) "Nehrin yanı sıra (nehirle beraber) yürüdüm."
  • Hal: Fiilin gerçekleştiği sırada sahibinin durumunu açıklar. Örnek: (Dehale't-tâlibu mubtesimen) "Öğrenci gülümseyerek girdi"— burada "mubtesimen" (gülümseyerek), "Nasıl girdi?" sorusuna cevap verir.
  • Temyiz Belirsiz bir isim veya kapalı bir orandaki belirsizliği kaldıran isimdir. Örnek: (İştereytu işrîne kitâben) "Yirmi kitap satın aldım"— burada "kitâben" (kitap), belirsiz sayının neyi ifade ettiğini netleştirir.
  • Müstesna: "İllâ" gibi bir istisna edatıyla genel bir hükmün dışında tutulan isimdir. (Hadara't-tullâbu illâ tâliben) "Bir öğrenci hariç öğrenciler geldi"— burada "tâliben" (bir öğrenci), istisna nedeniyle mansubdur.
  • Tevabi (Tabi Olanlar):   Mansub bir isme bağlı tevabiler mansubtur.

Muzari Fiilin Nasb Edilmesi: Bu bab, nasbın vuku bulma ve gerçekleşme alanı değil, imkân ve talik (bağlılık/askıda kalma) alanı olma niteliğini ortaya koyan babdır.

Muzari fiil aslında merfudur; yani şimdiki zamanda veya gelecekte gerçekleşen bir olayı ifade eder. (Yektubu't-tâlibu) "Öğrenci yazıyor" dediğindeşuan ya da gerçekleşmesi beklenen bir vakayı haber vermiş olursun. Ancak başına bir nâsib (nasb edatı) geldiğinde, fiil haber düzeyinden olasılık ve gaye düzeyine iner; yani gerçekliği tasvir etmekten, henüz gerçekleşmemiş olanı öngörmeye doğru dönüşür.

İşte burada nasbın anlamı belli olur: ref, varoluş iken —yani mevcut ve sabit olan— nasb ise, oluş/süreç dilidir yani umulan, çekinilen veya şart koşulan. Nasb edatları bu yönelimi açıkça yansıtır:

  • En (أن): fiili gerçekleşmiş bir vakadan ziyade tasavvur edilen bir hadiseye dönüştürür: (Urîdu en ete'alleme) "Öğrenmek istiyorum"— burada öğrenme, iradede mevcuttur, henüz gerçeklikte vuku bulmamıştır.
  • Len (لن): iili gelecekte olumsuzlar ve onu kesin bir yokluk dairesine yerleştirir: (Len eterâca'a) "Asla geri adım atmayacağım"— henüz vakti gelmemiş bir hadisenin kesin olumsuzlanmasıdır.
  • Key (كي) ve Lâmü't-Ta'lîl (Sebep Lâmı): fiili kendisinden zaman olarak sonra gelecek bir gayeye bağlar: (Ci'tu li-ete'alleme) "Öğrenmek için geldim"— burada öğrenmek gerçekleşen vaka değil, ulaşılacak sonuçtur.
  • Hattâ (حتى): mansub fiili kendisinden öncekinin gayesi veya sonu kılar: (Se-es'â hattâ ebluğa'l-gâyete) "Amaca ulaşıncaya dek çabalayacağım.".
  • Fâ-i Sebebiyye (Sebep Fâ'sı) ve Vâv-ı Maiyye (Birliktelik Vâv'ı): bir talebin (emir, yasak veya soru) cevabında gelerek sonucu öncesindeki hükme bağlar: (İ'tinî fe-ukrimeke) "Bana gel ki sana ikram edeyim/hürmet göstereyim".

Dikkat edilirse burada nasb, fiili kesip bitirmekten ziyade onu açık bir zaman uzamında askıda bırakır. Mansub fiil henüz kapanmamış bir fiildir; işte tam da bu, nasbı beklentinin, iradenin ve gayenin alanı kılan şeydir. Bu, insanın var olanı aşıp olmasını istediğine yöneldiği dildir.

Cerr — İlişki ve İyelik Alanı

Cerr, ismi cümledeki çevresindeki ögelerle ilişkilendiren haldir; fiiller mecrur olmaz, çünkü fiiller zaman içinde vuku bulan olaylardır. Cerr ise nispet, izafet ve taalluk alanıdır; bu ilişkiler ancak isimler arasında ya da isim ile fiili arasında bir aracı vasıtasıyla kurulur. Cerr iki şekilde gerçekleşir:

  • Harf-i Cerr: İsmi fiile veya başka bir ögeye bağlayan aracıdır; her harfin kendine has bir delaleti vardır. İçindelik için fî - .في (Celestu fî'l-mektebeti) "Kütüphanede oturdum";varış/yönelme için ilâ إلى. (Zehebtu ilâ'l-medreseti) "Okula gittim";uzaklaşma\geçme için ân :عن (İbteadtu ani'd-davdâi) "Gürültüden uzaklaştım";bitişme ve vasıta için ba harfi بـ: (Ketebtu bi'l-kalemi) "Kalemle yazdım";aitlik ve tahsis için "lâm": (Hâze'l-kitâbu li't-tâlibi) "Bu kitap öğrencinindir.".
  • İzafet (Tamlama): Lafzi bir aracı olmaksızın iki ismin birbirine bağlanmasıdır; ikinci isim mecrur olur, ilk isim ise belirlilik kazanır. Örnek: (Kitâbu't-tâlibi) "Öğrencinin kitabı"burada izafet aitlik ifade eder. Zarfiyet ifade edebilir, mesela (Salâtu'l-fecri) "Sabah namazı";veya tahsis (ad aktarması) ifade edebilirmesela (Hâtemu'z-zehebi) "Altın yüzük."
  • Tevabi (Tabi Olanlar): İrabda mecrur bir ismi takip eden nitelik, tekit, bedel veya matuf olan her isim mecrur olur  .

Cezm — Kesinlik ve Sonlandırma Alanı

Cezm, sadece muzari fiile hastır; zira fiiller zaman akışı içinde akan olaylardır. Muzari fiil, aslî hâli olan ref halinde, şimdiki zamanla gelecek arasında bir tür akışkanlık ya da kararsızlık sergiler; çünkü o, gerçekleşme ile gerçekleşmeme ihtimallerine aynı anda açık, ucu açık bir yapıdır.

İşte burada cezm, bu açıklığı sonlandıran ve tereddüt halini bitiren bir araç olarak devreye girer — tek bir yol üzerinden değil, anlamsal kapanma (Semantic Closure) noktasında birleşen çeşitli tezahürler aracılığıyla:

  • Lem لم ve Lemmâ لَمَّا (Geçmiş ve Yokluk Yönünden Kesinlik): Bu iki edat, fiilin geleceğe doğru akışını durdurup onu tamamen keser, ardından onu geçmişe çevirir. "Lem" fiili bütünüyle olumsuzlar; "lemmâ" ise fiili olumsuzlamakla birlikte, bu olumsuzluğun şu ana dek sürdüğünü ve gelecekte gerçekleşmesinin beklendiğini ifade eder.
    • Örnek: Lem yüsâfir Zeydun "Zeyd seyahat etmedi" — burada geçmişteki seyahat ihtimali tamamen kesilmiştir.
    • Örnek: Lemmâ yahdur Beşîrun "Beşir henüz gelmedi" — yani şimdiye kadar gelmedi, ama gelmesini bekliyoruz.
  • Nehiy ifade eden lâ لا: Fiil gerçekleşmeden önce onu durduran kırmızı bir ışık gibidir. İzin veya imkân halini sona erdirip, muhatabı sakındırmak amacıyla kesin bir yasağa dönüştürür.
    • Örnek: Lâ tehcur kitâbeke "Kitabını terk etme" — burada terk etme eyleminin seyri kesilmiş ve gelecekte gerçekleşmesi engellenmiştir.
  • Emir Lâmı: Fiili seçim halinden vacip (bağlayıcı) hale dönüştürür. Failin tereddüdünü keser ve işini kesin bir icraya bağlar.
    • Örnek: Li-yekul hayran ev li-yasmut "Ya hayır söylesin ya da sussun" — burada güzel söz söylemek ile susmak arasındaki seçim kesinleştirilmiş, fiil artık tesadüfe bırakılmamıştır.
  • Cezmeden Şart Edatları (Bağlam ve Nedensellik Yönünden Kesinlik): İn إن, men من, mâ ما, metâ متى، gibi edatlardır. Bunlar tek bir fiili cezmetmekle kalmaz, iki fiilin kaderini sebep-sonuç bağı ile birbirine bağlar; ikincisi (cevap), ancak birincisi (şart) gerçekleştiğinde vuku bulur.
    • Örnek: İn ta'mel tenceh "Çalışırsan başarırsın" — burada başarı kesinleştirilmiş ve çalışma şartına bağlanmıştır; yani gelecek artık tesadüfe açık değil, sebebe bağlı bir sonuç olmuştur

Özetle: Cezm,   muzarinin akışkanlığını sona erdiren ve onu mümkünün tereddüdünden hükmün kesinliğine çıkaran dilsel bir karardır — bu, ister kesin bir olumsuzlama, ister sakındırıcı bir yasaklama, ister bağlayıcı bir emir, isterse sebep-sonuç ilişkisi olsun.

5. İrab Alametleri Tablosu

Bu haller, kelimenin türüne göre ya asli harekelerle ya da onların yerine geçen (niyabeten) harflerle ortaya çıkar:

KategoriRefNasbCerrCezm
Tekil isimDammeFethaKesre
İkilElif
Kurallı Eril ÇoğulVav
Kurallı Dişil ÇoğulDammeKesre (Niyabeten)Kesre
Esma-i Hamse (beş işim)VavElif
GayrimunsarifDammeFethaFetha (Niyabeten)
Muzari Fiil (ünsüz ile biten)DammeFethaSükûn (cezm)
Efal-i Hamse (beş fiil)Nûn'un SübûtuNûn'un DüşmesiNûn'un Düşmesi

Sonuç

Arapçadaki isim irabının üçlü sistemi Ana Sami dilinin mirasıdır.

En eski belgelenmiş Sami dillerde, Akadca ve Ugaritçe gibi, tıpatıp aynı kodlama sistemiyle karşılaşırız:

/u/ sesi (Damme): Bu dil ailesinde merkezilik ve faillik (ref) durumunun evrensel işaretidir.

/a/ sesi (Fetha): Uzam(a) ve mefuliyet (nasb) durumunun işaretidir.

/i/ sesi (Kesre): Bağımlılık ve ilişki (cerr) durumunun işaretidir.

Dikkat çekici olan, bazı eski Hint-Avrupa dillerinin kısmi ve sınırlı bir benzerlik sergilemesidir: Latincenin ikinci çekiminde (dominus gibi kelimelerde), ref -us, nasb -um, cerr ise -ī ile işaretlenir — Sami üçlüsüne yakın bir örüntü. Ancak bu, Latincenin genel kuralı değildir. Eski Yunancada ise ref ve nasb (-os, -on) örtüşse de, cerr durumu kesreye değil, damme'ye yakın bir sese (-ou) meyleder.

Bu noktada akla gelebilecek bir soru, Sami ve Hint-Avrupa dilleri arasında ortak bir köken bulunup bulunmadığıdır. Bu iddiayı öne süren Nostratik hipotez, bu iki aileyi (ayrıca Ural, Altay ve Kartvel dilleriyle birlikte) tek bir çok daha eski üst-aileye bağlamayı önerir; ancak bu hipotez dilbilim çevrelerinde büyük ölçüde tartışmalı, kanıtları çoğu karşılaştırmalı dilbilimci tarafından yetersiz veya ikna edici olmaktan uzak bulunur.

Bu yüzden /u/, /a/, /i/ benzerliğini yorumlarken temkinli olmakta fayda var: bu, belki Sami ve Hint-Avrupa aileleri arasında henüz tam anlaşılmamış bir bağın izi olabilir, belki de yalnızca çoğu dilde en ayırt edici ve birbirinden en uzak üç ünlünün (/u/, /a/, /i/) doğal bir sonucudur — yani sınırlı bir tipolojik örtüşme. Elimizdeki veriler, iki aile arasında kanıtlanmış bir genetik akrabalık ortaya koymadığından, bu benzerliği kesin bir "derin bağ" ya da kesin bir "tesadüf" olarak sunmak yerine, açık bir soru olarak bırakmak daha doğru bir yaklaşım olur.

Bununla birlikte, Sami dillerine dönecek olursak, i'rabı koruyan tek dil Fasih Arapça. Oysa İbranice ve Süryanice gibi diğer Sami dilleri, bunlarla birlikte halk lehçeleri de bu sistemi kaybetmiştir.

  1. راجع: إبراهيم مصطفى، إحياء النحو، مؤسسة هنداوي للتعليم والثقافة، فصل معاني الإعراب، ↩︎

راجع أيضاً: الدكتور فاضل صالح السامرائي، معاني النحو، دار ابن كثير، بيروت، الطبعة الثانية 2020: 27-48

وأيضاً: الدكتور تمام حسان، اللغة العربية مبناها ومعناها، دار الثقافة، الدار البيضاء، 1994: الفصل الخامس: النظام النحوي

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir